YUSUF AĞA

YUSUF AĞA

KARSANTI’NIN YUSUF ÇAVUŞ’U

 

Yusuf Çavuş, Çarkıpare Köyü’nde doğdu. Bu köyde büyüdü. Okuma yazma öğrenemedi. Fakat, cümleleri güzel kurar, güzel sözler söylerdi. Fransızların Karsantı ve çevresini işgal ettiği günlerinde vatan topraklarının yeniden kurtuluşu için faaliyetler başlayan bir vatan kahramanıdır. Kidiroğlu Ali Ağa, Kel Ahmet Ağa gibi vatanseverlerle işbirliği içinde Sinan Tekelioğlu’nun Karsantı’ya gelişini örgütledi. Sinan Paşa’nın Karsantı’ya girişinden sonra hükümet konağından Fransız bayrağı indirilerek Türk bayrağı dalgalandı. Karakollar basılıp, Fransızların tutukladığı Türkler serbest bırakıldı. Yusuf Çavuş, Kuva-yı Milliye Reisliği’ne ve Karakol Komutanlığı’na atandı. Kısa süre içinde etrafına topladığı insanları vatanın kurtuluşu için Karaisalı’ya gönderdi. Kurtuluş mücadelesi boyunca silah ve asker sevkiyatı yaptı. Karsantı’da bulunan Rumların idaresini sağladı.

 

Çukurova’nın kurtuluşundan sonra Karsantı’daki mücadelesine devam etti. Becerikli olmasının yanında iyi bir politikacı da oldu. Mustafa Kemal Paşa tarafından 9 Eylül 1923 günü kurulan Cumhuriyet Halk Fırkası’nın Karsantı temsilciğini yaptı. Bu temsilcilik günlerinde sık sık atına binip Adana’ya gitti. Adana’daki tüm bürokrat ve yöneticilere kendini kabul ettirdi. Kısa zamanda tanınan ve değer verilen biri oldu. Fakat, o bunlarla yetinmeyip Karsantı’ya bir şeyler yapabilmenin derdine düştü. Ama her şeyden önce yol yapılması gerekiyordu. Bunun için çareler düşünen Yusuf Çavuş 10 Mayıs 1926 günü Mustafa Kemal Paşa’nın Adana’ya geleceğini duydu. Hemen kıyafetlerini çıkarıp, lacivert takım elbisesini giydi. Takım bol paça pantolonluydu. Bir de fötür şapkası vardı. Beyaz gömlek giyip papyon taktı. O kıyafete renk katması için birde gümüşten kordonlu, köstek saatini yeleğinin cebine koydu. Ve bastonunu eline alıp, atına bindi. Adana’ya doğru yola çıktı. Adana’ya vardığında Mustafa Kemal Paşa’nın Dörtyol’a geçtiğini, fakat geri döneceğini öğrendi. Bunun üzerine Atatürk’ün Adana’yı ziyaretleri sırasında kaldığı Seyhan Nehri’nin hemen yanı başında bulunan Suphi Paşa’nın konağında misafir edildi. 16 Mayıs günü Paşa, Adana’ya geldi. Fakat, şehir merkezini önceden dolaştığı için istasyonda yetkililerle 5’er dakika görüşme kararını verdi. Sıra ile görüşmek isteyenler geçti. Halkta onu görmek için istasyonda toplandı. İstasyona hızla gelen Yusuf Çavuş da Mustafa Kemal ile görüşmek için halkın arasına karışıp, yetkililerin yanına kadar ilerledi. Mustafa Kemal ile görüşmek istediğini söyledi. Yetkililer ise zaman olmadığını sadece önemli kişilerin bile ancak 5 dakika görüşebildiğini söyleyip, görüşemeyeceğini söylediler. Bunun üzerine gür sesi ile “Bende Paşamı görmek istiyorum. Tek isteğim onu bir kez olsun görmek. Hem Vallahi hem billahi ona zararım dokunmaz” diye bağırmaya başladı. Amacı sesini Paşaya duyurmaktı. Öyle de oldu. Paşa onun gür sesini duyar duymaz onun içeri alınmasını istedi. Yusuf Çavuş, vagona alındı. Mustafa Kemal Paşa, gayet şık kıyafetli Yusuf Çavuş’u süzdü. Oturmasını söyledi. Yusuf Çavuş söze başladı.

 

Yusuf Çavuş: Ben çoban Yusuf, namı değer Yusuf Çavuş.

Mustafa Kemal Paşa: Sen neyin çobanısın?

Yusuf Çavuş: Halkımın çobanıyım.

M. Kemal Paşa: Maksadı söyle. Neden geldin? Kısa ve sert konuş.

Yusuf Çavuş: Biz Torosların eteğinde Karsantı’da otururuk. Altın, gümüş üstünde otururuk ta bir lokma ekmeğe muhtacız efendim.

M. Kemal Paşa: Nasıl altın üstünde oturursunuzda bir lokma ekmeğe muhtaçsınız. Burasını anlamadım.

 Yusuf Çavuş: Efendim, biz evlerimizin duvarlarını altından, gümüşten, bakırdan yaptık. Fakat bundan yararlanamıyoruz. İşte bundan dolayı bir lokma ekmeğe muhtaç kalıyoruz.

M. Kemal Paşa: Sizin oraya madenci veya mühendis gelmiyor mu?

Yusuf Çavuş: Karsantı’ya mühendis at sırtında ancak bir haftada geliyor. Tozun, çamurun içinde kalıyor. Bizim evlerimiz topraktan, nerdeyse mağaralarda yaşıyoruz. Bunun için kalacak yeri de yok. Bu yüzden kimse gelmez. Efendim, Mühendis gelmediği gibi kerestecilerde gelmez. Bizim Karsantı’da kağıda sarılıp satılacak kadar eşi benzeri olmayan pos ormanlarımız da var. Bunlardan istifade edemiyoruz.

M. Kemal Paşa: Öyleyse benden ne istiyorsun?

Yusuf Çavuş: Efendim, sizden yol istiyorum.

M. Kemal Paşa: Yusuf Çavuş, beni iyi dinle. Biz yeni kurulan bir devletiz. Önce şehirleri şehirlere, daha sonra şehirleri kazalara, ondan sonra da kazaları nahiyelere bağlayacağız. Siz üçüncü sıradasınız. Bunu şimdilik gücümüz yetmez. Bekleyeceksiniz.

Yusuf Çavuş: Paşam, ben sizden para değil, alet edevat istiyorum. Bana bunları verirseniz ben köylülerimi çalıştırır yolumuzu kendimiz yaparız.

M. Kemal Paşa: bunu nasıl yapacaksın? Köylüler nasıl çalışacak?

Yusuf Çavuş: Efendim, Benim köylülerim yolda çalışır. Bunun karşılığında hükümetimizde onlardan 12 lira olan yol vergisini almaz. Zaten zavallılar yol vergisini vermek için her sene bir şeylerini satıyorlar. Bu şekilde onlarda yol parasından kurtulurlar.

M. Kemal Paşa: Tamam. Peki. O zaman seni o yolun üstüne Yol Çavuş’u yaptım. Sen git başla. Ben Nafiye Müdürüne emir verecem. Sana gerekli alet ve edevatı verecek.

            Yusuf çavuş, yaklaşık bir buçuk saat süren bu konuşmanın ardından Atatürk ile vedalaşarak vagondan sevinçle ayrıldı. Dışarıdaki herkes ona garip gözlerle bakıyordu. Zira herkes ancak beş dakika paşa ile görüşmeyi zor başarırken o bir saatten fazla onun yanında kalmıştı. Herkes bir merak içindeydi. Hemen yanına o günlerde yayın yapan gazetelerin muhabirleri toplandı. Paşa ile ne görüştüğünü anlatmasını istediler. O konuşulanları bir bir anlattı. Yanından ayrılan gazeteciler bu olayı üç gazetelerinde yazdılar.

 

Yusuf Çavuş, Yol Müdürlüğü’nden gerekli alet ve edevatları katırlara yükleyerek Adana’dan ayrıldı. Karsantı bölgesine geldiğinde halkına müjdeli haberi verdi. Kısa süre sonra işleri bir plana koyarak yol çalışmalarına başladı. İlk çalışmalar üç ay sürdü. Her köylü yol vergisi yerine 10 – 12 gün kadar çalıştı. Yollar yapıldı. O zamanlarda dinamit yoktu. Onun yerine barut kullanılıyordu. Parçalanamayan taşlar ve kayalar sivri demirlerle delinip içine tapa denilen barut dolduruluyordu. Daha sonra bu doldurma sırasında yerleştirilen fitille barut sıkıştırılıyordu. Taştan çıkan tozla da üzeri kapatılıp, fitil iliştirilip kayalar parçalanıyordu. İşte böyle bir patlama sırasında Yusuf Çavuş, kafasına düşen bir taş parçası ile yaralandı. Kafasının arka kısmında yumurta genişliğinde bir delik meydana geldi. Çok kan kaybeden Yusuf Çavuş, aylarca hasta yattı. Elleri bu olaydan sonra titremeye başladı. Biraz iyileştikten sonra bir hastalığa tutuldu. İyileşemeyerek 1929 yılında vefat etti.

 

Yusuf Çavuş’un vefatından sonra yola devam edildi. Kısa sonra ise Eğnel’den başlayıp şimdiki Akören- Çarkıpare- Kelerbaşı- Başpınar ve Karsantı yol planında bir değişiklik yapılarak, yol şimdiki Değirmencik mevkiine geldiğinde güzergah değiştirilerek, Masiet yaylası üzerinden Gireği ve oradan da Karsantı’ya çevrildi. Bundan Başpınarlılar şikayetçi oldu. Fakat etkili olamadılar. Yusuf Çavuş’un öldüğüne bir kez daha yandılar. Yol yeni güzergahtan yapılmaya devam etti. Aradan birkaç yıl geçti. Sadık Bey adında yeni bir yol mühendisi yolun tamamlanması için görevlendirildi. Bu mühendis gelir gelmez Yusuf Çavuş’un büyüklüğünü anlattı. Kendisinin onu yıllarca bir baba gibi gördüğünü söyledi. Bunun üzerine Başpınarlılar haksızlığa uğradıklarını anlatıp Yusuf Çavuş’un yaptığı yolun güzergahının değiştirildiğinden bahsedip şikayetçi oldular. Yol Mühendisi Sadık Bey onların bu sözleri karşısında duygulanarak “ Yusuf Çavuş, benim babam gibiydi. Ben babamın yolundan giderim” diyerek yolun güzergahını tekrar değiştirdi. Böylece Yusuf Çavuş’un planına tekrar geri dönüldü.        

 

Yusuf Çavuş, Karsantı bölgesinde yetişmiş Cumhuriyet döneminin ilk örnek kişilerinden biri oldu. O Karsantı’ya yol yapma projesinin dışında birçok olaya müdahale etti. Yaşanılan her gelişme için hükümete görüş bildirmekten çekinmedi. Bir çok kez yanında katiplik yapan Araplı Halil Efendi’nin “ Çavuş, gel bunları yazmayalım. Vallahi seni asarlar” demesine karşılı o “ Sen ne yapacağın Halil Efendi. Asarlarsa beni asarlar” diyerek onu tersleyip, okuma yazması olmadığı için üstünde “Şefaat Kıl Ya Muhammed, Ümmetinden Yusuf” yazılı mührünü yazının altına basardı.

 

Yusuf Çavuş, halkın çobanı olarak kendini görürdü. Anlaşmazlıkları çözmeye çalışırdı. O günlerde Çarkıpare ile Kelerbaşı köylüleri arasında yaşanan sınır olayını çözmek için çalışmalara başladı. Köyleri birbirinden ayırıp iki ayrı muhtarlık yapmak istiyordu. Bunun için Adana Valiliği’ne bir dilekçe verdi. Fakat, karşı çıkanlar olduğu için dilekçede yazılı olanlar yerine getirilmedi. Bir oylama yapılmasına karar verildi. Bunun üzerine atına binip, yanına Araplı Halil Efendi’yi de alarak Adana’ya gitti. Halk Fırkası’nın reisi olduğu için İl Genel Meclisi’ne geçti. Durumu onlara anlatıp valilinin yanına vardı. Validen İl Genel Meclisi’nde meclis üyelerine karşı konuşmak için izin istedi. Vali’ye “ Efendim, bu üyeler köylerin ayrılması için az sonra oy verecekler. Neye oy verdiklerini bilsinler”  deyince Vali ona gerekli izni verdi. Oradan çıkıp hızla İl Genel Meclisi’ne yürüdü. İçeri girip kürsüde güzel bir konuşma yaptı. Bütün üyeler onun konuşmasını alkışladı. Oylamaya geçildi. Herkes köylerin ayrılması için oy verdi ve köyler birbirinden ayrıldı.

СНПЧ А7 Тюмень, обзоры принтеров и МФУ
Aladağ Belediyesi Resmi Web Sitesi Sinanpaşa Mahallesi Necati KURMEL Cad. NO :3 ALADAĞ/ADANA Santral : 0 322 591 20 18 Faks : 0 322 591 20 06 Fen İşleri : 0 322 591 20 25 Web Tasarım :Tasarımevi