Halk Edebiyatı

Halk Edebiyatı

Türküler:

 

Çöreği dağının günden yüzü

Tez açılır gülü nergizi

Giritlinin Emine gızı

Yaktı beni kül eyledi.

Eminem oturmuş daşın üstüne

Zülfünü taramış kaşın üstüne

Selamın gelirse başım üstüne

Eminem Eminem gelin Eminem

Evlerinin önü dut ağacı

Dutun yaprağı zehirden acı

Gurban olam Fikriye bacı

Söyle Eminem nereye gitti

Eminem oturmuş kahve pişirir

Kınalı parmakları fincan deşirir

Eminemin bakışı akıl şaşırır

Eminem Eminem gelin Eminem

Çift dağlar başına salın Eminem

 

 

Evlerinin önü bostan

Selam geldi nazlı dosttan

Karsantı'da Kürt Osman

O da yangın Sarı Gelin'e

Evlerinin önü üzüm

Gelin sende kaldı gözüm

Santralci Memet Uzun

O da yangın Sarı Gelin'e

Evlerinin önü kement

Tütün ektim demet demet

Karsantı'da Çete Memet

O da yangın Sarı Gelin'e

Evlerinin önü çalı

Çalıya sermişler şalı

Köylerinde Paşa Veli

O da yangın Sarı Gelin'e

Evlerinin önü üzüm

Yaprakları düzüm düzüm

Karsantı'da Ahmet Uzun

O da yangın Sarı Gelin'e

Evlerinin önü bostan

Kızlar giyer carse fistan

Karsantı'da Kürt İlhan

O da yangın Sarı Gelin'e

Evlerinin önü üzüm

Kör olaydı iki gözüm

Karsantı'da İrfan Uzun

O da yangın Sarı Gelin'e

Evlerinin önü geniş

Gelin bileziğin gümüş

Bölge şefi bizim Danış

O da yangın Sarı Gelin'e

Adana'dan aldım bakır

Yağmur yağar şakır şakır

Başpınar'da Zıppak Bekir

O da yangın Sarı Gelin'e

Usul söyle anam duyar

Duyarsa donuna koyar

Ankara'da Celal Bayar

O da yangın Sarı Gelin'e

 

Gurban kestim gayet yağlı

Davanında elim bağlı

Boztahtadan Aydınoğlu

İreb gaçtı duymadın mı?

Sen İrebi görmedin mi?

Evlerinin önü bostan

Bostana ederler destan

Boztahtadan Börüklü Osman

İreb gaçtı duymadın mı?

Sen İrebi görmedin mi?

Evlerinin önü darı

Püskül açar sarı sarı

Boztahtadan Farsak Garı

İreb gaçtı duymadın mı?

Sen İrebi görmedin mi?

Evlerinin önü eşik

Çalıların başı kesik

Boztahtadan Efe Yüsük

İreb gaçtı duymadın mı?

Sen İrebi görmedin mi?

Evlerinin önünden geldik geçtik

Bir tas sularını içtik

Guzanoğlu, Guzan Guştuk

İreb gaçtı duymadın mı?

Sen İrebi görmedin mi?

 

Tilki koydum kümese

Tavukları yemese

Türkü de çaldığım gızlar

Gidip anasına demese

Vay gelinler oy gızlar

Yanar yüreğim sızlar

Gelinlerden fayda yok

Gine sağolun gızlar

Elinde sarı buçak

Sapından dutulacak

Goynundaki memeler

İlle nasip olacak

Vay gelinler oy gızlar

Yanar yüreğim sızlar

Gelinlerden fayda yok

Gine sağ olun gızlar

Merdivene basak basak

Çıkmak yukarı yasak yasak

Genç gızlar dururken

Goca garıya da ev yasak

Vay gelinler oy gızlar

Yanar yüreğim sızlar

Gelinlerden fayda yok

Gine sağolun gızlar

 

AĞIT

Koyun gelir yata yata

Çamurlara bata bata

Gelin Anşam suya gitmiş

Yosunlardan duta duta

Aman Anşam yaman Anşam

Dağlar başı duman Anşam

Koyun gelir guzuylan

Ayağının tozuylan

Gelin Anşam suya gitmiş

Yarı görpe guzuylan

Aman Anşam yaman Anşam

Dağlar başı duman Anşam

Erciyesten kar geliyor

Çıktım baktım yar geliyor

İndim ırmak kenarına

Ölüm bana zor geliyor

Aman Anşam yaman Anşam

Dağlar başı duman Anşam

 

Evimizin önü otlu

Çeşmemizin suyu datlı

Ben yavruma gıyamadım

Şu toprağa nasıl yattı

Garşıdaki bayır mı ola

Yol üstünde çayır mı ola

Açın yüzünü göreyim

Ağ bebeğim uyur mu ola

N'oldu guzucuğum n'oldu

Açmadan gülüm soldu

Bu sene de yıllar devre geldi

Seneler senesi ganlı bu sene

Gızılgaşın yazıları

Ceylan avlar tazıları

Anam da ölmüş derler

Ağlar mı ola guzuları

Samırsağım sağ içinde

Yürek oynar yağ içinde

Herkesin anası dolanır gelir

Benim anam yok içinde

N'oldu hatın anam n'oldu

Açılırken gülüm soldu

Bu sene de seneler devre geldi

Seneler senesi ganlı sene

Hasta Kul İsmet'im hasta

Su vermezler bana tasta

Niye başsağlığına gelmez

Şu evimi yapan usta

 

Mani

Maydanoz demet demet

Yarimin adı Mehmet

Mehmet benim olursa

Karışamaz hükümet

* * * * * * *

Kara dutun engini

Ben istemem zengini

Zenginler tamah olur

Herkes bulsun dengini

* * * * * * *

Kara dutun engini

Ben severim zengini

Zenginler cömert olur

Herkes bulsun dengini

* * * * * * *

İki tabak balım var

Birini yesem biri var

İki tane yar sevsem

Biri ölse biri var

* * * * * * *

Çorabın ağına bak

Döndür de bağına bak

Yâr aklına düştükçe

Toros'un dağına bak

* * * * * * *

Ayva gelmez, nar gelmez

Ölüm baba ar gelmez

Baş yastıkta, göz yolda

Ecel geldi, yâr gelmez

Ayağının nalını

Eğme kiraz dalını

Zenginse dengim değil

Köpek yesin malını

* * * * * * *

Asma dibinde durdum

Bir güzele vuruldum

Yazık benim ömrüme

Derdimden verem oldum

* * * * * * *

Ayva dalın eğer mi?

Dalın yere değer mi?

Size muhtaç olmayan

Böyle boyun büker mi?

* * * * * * *

Mercimekten aşım var

Ne belalı başım var

Yedi dağın ardında

Jandarma gardaşım var

* * * * * * *

Kavak senden uzun yok

Dallarında üzüm yok

Ben yarimi küstürdüm

Söylemeye yüzüm yok

* * * * * * *

Ekin ektim çöllere

Biçtirmedim ellere

Ne belalı başım var

Düştüm gurbet ellere

* * * * * * *

Ayşeler hatun olur

Etine bütün olur

Ayşeyi saran oğlan

Sararır tütün olur

 

NİNNİ:

Deveyi deveye çattım

Zincirini boynuna attım

Anasız yavru büyüttüm

Uyu yavrum nenni nenni

Evimizin önü otlu

Çeşmemizin suyu datlı

Ben yavruma gıyamazdım

Buralara nasıl yattı

Uyu yavrum nenni nenni

Nenni desem sadasına

Atlı girmiş odasına

Mevla'm uzun ömür versin

Ağ bebeğin anasına

Karşıdaki çınar mı ola

Yapracığı döner mi ola

Ben yavruma nenni desem

Eller beni gınar mı ola

Garşıdaki nar ağacı

Narı yetmiş ne de acı

Ben yavruma çok aradım

Bulunmuyor heç ilacı

Karşıdaki bayır mı ola

Yol üstüde çayır mı ola

Açın yüzünü göreyim

Ağ bebeğim uyur mu ola

Ah şu dağlar olmasaydı

Laleleri solmasaydı

Ölüm Allah'ın emri

Şu ayrılık olmasaydı.

Yekin gara devem yekin

Dal değiyor kendini sakın

Guzum deyi ağıt etsem

Gomşuların evi yakın

Nenni nenni guzum nenni

* * * * * * *

Kebenden göçümüz göçer

Anasız bebek ağlayı ağlayı

Yoruldum gelinimiz yoruldum

Ala beşik sallayı salayı

Ninni bebek ninni

* * * * * * *

Gudnu zubun kirlenirken

Başta püskül sallanırken

Ya kimlere babam desin

Ağ bebeğim dillenirken

Ninni bebeğim ninni

 

Atasözleri:

Allah'ın vurduğunu peygamber sopa ile kovalar.

Altın kapılının ağaç kapılıya işi düşer

Ana gibi yar, Bağdat gibi diyar olmazmış.

Analı oğlak yarda oynar, anasız oğlak yerde oynar.

Bir kötü gidip de bir iyi gelmez.

Bitli baklanın da kör alıcısı olurmuş.

Bitmese kösenin sakalı bitmezmiş.

Borç yiyen ölmez, rengi sararır.

Bu kafa kimin demezler, bu saçı kim tıraş etti derler.

Can çıkmadan huy çıkmaz.

Can boğazdan gelir.

Çam dalından ağıl olmaz, el oğlundan oğul olmaz.

Çıkmadık candan umut kesilmez.

Çirkefe taş atma üstüne sıçrar.

Erim er olsun da evim çalı dibi olsun.

Esnek esnek getirir, esnek tokat getirir.

Eşeğin çamurlarsa akıl veren çok olur.

Eşek çamurlarsa sahibinden kuvvetli kimse olmaz.

Etler içinde koyun, erkekler içinde kayın; altınlar içinde

Kısmet ecelden fazla çeker.

Kısmetindeyse Şamdan gelir.

Kış hakkını koymaz.

Öğlene yağmur dadanacağına, anama kırık dadansın.

Öksüzün eteğine gavurka goymuşlar, eteğim yandı demiş, silkeleyivermiş.

Öküz büyür örme kalır.

Ölenin ağıtçısı, kalanın öğütçüsü.

Ölmüş eşek kurttan korkmaz.

Uzun eski başa kadar yanmaz.

Üzüm üzüme baka baka kararır.

Vadesi yeten adama koyun depiği bahane.

Yabancı yağlı aş başında, biribir gözyaşında.

Ya uluk olacaksın ya delik

Yar göçtüğü gün tozar.

Yarım doktor candan eder, yarım hoca dinden eder.

Yavşak büyür bit olur; enik büyür it olur.

Yaz gününe sabahtan doğan çocuk akşama büyür.

 

DEYİMLER:

Açlıktan yularını gevmek.

Adamı kınında boğmak

Adamı gındabında boğmak

Belerip kalmak.

Belinin ipliği çözülmek.

Ben sana hadımım diyorum, sen bana kaç çocuğun var diyorsun.

Bet beniz kalmamak

Beti benzi atmak.

Beterin beteri var.

Cızgıyıp gitmek.

Ciğeri sızlamak.

Ciğerini okumak.

Cin bıtırak olmak.

Deliksiz kabuğa girmek, deliksiz kabağa girmek.

Devenin üstünde kuduz dalar mı dalar.

Deveyi gördün mü izini de görmedim.

Dışı kalaylı içi vay vaylı.

Dili güllü olmak.

Eli eğri olmak.

Eliften kara heceden okumak.

Elinden kabuklu ceviz yenmemek.

Elledikçe gurdu çıkmak.

Elli beş enşel gibi olmak.

Fasulye sırığı gibi olmak.

Feleğin çemberinden geçmek.

Feleğin sillesini yemek.

Fol yok yumurta yok.

Göv ekin biçilir de harman kalkar mı?

Gövce bağlık bir aylık.

Göverene gövden iner.

Göz gördüğünden korkar.

Siğgin teke gibi kokmak.

Sulu dereye götürüp susuz diye geri getirmek.

Sulu dilim vermek.

Suratına bakanın kırk gün kısmeti kesilir.

Yalanı var yanlışı yok.

Yalayan doymuş, yamayan giymiş.

Yalı kazığı gibi dikilmek.

Yaradan çeksin tasasını.

Yarasa gibi soyunuvermek.

 

Fıkra:

Karatepeli’nin Çocuk Sayısı

Karatepe'ye giden sağlık ekibi bir evden 13 çocuk yazıp, aşı yapmış. Sağlıkçı:

- Bu ne kadar çocuk teyze, demiş.

Kadın:

- Almiyirik, çalmiyirik, ondan bundan da istemiyirik. Allah veriyir bizde aliyirik, demiş.

 

HOROZLA TİLKİ

Horoz ağaca çıkmış. Tilki ağacın altına gelmiş. Horoza:

- Horoz gardeş in ağaçtan aşağıda bir namaz kılalım, demiş.

Horoz da:

- Tamam ineyim amma garşıdan bir eli tüfekli adam geliyor. O geçsin de ondan sonra, demiş.

Tilki:

- O zaman ben bir abdest tazeleyim de geleyim, demiş.

 

KADIN AKLI

Adamın biri bir suçtan dolayı idama götürülüyormuş. Karısı:

- Herif, asılmadan gelirsen bir donnucak al getir, demiş.

Adam yola düşmüş, yolda kadınlara saldırmış. Adamı jandarmalar zaptetmiş, getirmişler asmaya. Adam:

- Evde avradımın aklı, yolda uçkurumun aklı, burada gardiyanların aklı, demiş.

Adama acımışlar, sormuşlar ne diyon sen ne derdin söyle, diye. Adam:

- Evde avradın aklıyla suç işledim, yolda uçkurumun aklına kandım, şimdi sizinaklınıza uyup idam ediliyom, bir sebebini bile sormadınız, demiş.

Affedip salıvermişler.

 

Efsane:

Yüksekören Köyünün kuruluşu Efsanesi

Yüksek ören köyü Adana ili, Aladağ ilçesine bağlı olup; il merkezine 80 km ilçe merkezine ise 46 km uzaklıktadır.

Yüksekören adının verilmesi köyün güney yönünün Çukurova'ya açık olmasına ve tüm ovanın köyden kuşbakışı görülmesine bağlanmaktadır.

Yüksekören köyü 150 yıl önce kurulmuş olan bir köydür. Bugünkü köyün güneyinde "İskan" denen bir yer vardır. Bu yerde çok eski zamanlardan kaldığı anlaşılan, tarihi özellik taşımayan taş yığınları ile kaplıdır. Bu taş yığınlarının bina yıkıntılarına ait olduğu sanılmaktadır.

Bu iskan bölgesi yerleşmeye, konut yapmaya çok elverişli olduğu halde buraya hiç kimse konut yapmamaktadır. Eskiden burada çok büyük o zamana göre çok gelişmiş tüm çevrede bilinen merkezi bir köy varmış. İnsanları mutlu imiş. Bir gün bu köye yaşlı bir misafir gelmiş. Köyde birkaç evin kapısını çalarak kendisini bir geceliğine misafir etmelerini istemiş. Her nedense yaşlı amca çeşitli bahanelerle misafirliğe kabul edilmemiş. Yaşlı yabancı köyün içinde bir anda kaybolmuş. Yaptıkları hatayı anlayanlar onu bütün aramalarına rağmen bulamamışlar. Çok geçmeden de bu yaşlının gerçekte misafir olmadığı Hızır aleyhisselam olduğu anlaşılmış. Köylüler bunun üzüntüsünü yaşarken beklemedikleri korkunç bir hastalık salgını ile karşı karşıya kalmışlar. Her gün veba hastalığı olduğu sanılan bu hastalıktan çok sayıda kişi ölmeye başlamış. Geri kalanlar burayı terk ediyorlar. Buraya ev yapılması halinde büyük bir felaket olacağına ev halkının öleceğine inanılır.

 

Gelin Kaysı Efsanesi

Aşiretler Çukurova'dan bir gelin almış gidiyorlarmış. Gelinin başka bir sevdiği varmış. Ancak aşiret ağasının oğlu başlık parasını verip gelini almış. Gelin seymeni aşiretlerin konduğu yer yaklaşınca dua etmiş "Allah'ım beni istemediğim yere gelin edeceğine taş et" demiş. Allah duasını kabul etmiş ve gelinin de içinde bulunduğu düğün seymeni taş olmuş. O yüzden Torosların eteğindeki bir yere gelin kayası denmektedir.

Oyunlar:

Kara Fatma Oyunu

Düğünlerde, özellikle kına gecelerinde oynanan bir oyundur. Amaç düğünün eğlenceli olmasıdır.

Oyun için öncelikle erkek tarafından kadın kılığına girmesi için bir erkek seçilir. Seçilen kişiye kadın elbisesi giydirilir, başına eşarp bağlanır, göğüsler için de portakal ya da limon kullanılır. Kara olması için de yüzüne soba isi sürülür. Oyun da adını buradan almaktadır. Böylece seçilen kişi oyun için hazır olmuş olur.

Kara Fatma düğünün yapıldığı meydana gelir ve müzik eşliğinde oynamaya başlar. Komik figürlerle halkı güldürmeye çalışır. Oyunda dört de erkek yer alır. Bunlardan biri Kara Fatma'yı sahiplenir. Diğer erkekler de Kara Fatma'yı rahatsız etmeye çalışıp askıntı olurlar. Kara Fatma'yı sahiplenen erkek de diğer erkeklerle kavga eder ve Kara Fatma'yı korumaya çalışır. Halk bu sırada yaşanan komikliklere güler ve eğlenir. En sonunda Kara Fatma'yı sahiplenen adam onu kucağına alarak meydandan çıkar ve oyun sona erer. Oyun genellikle sessiz ve komik hareketlere dayalı olarak geçer.

Sinsin Oyunu

Sinsin oyunu sadece erkekler tarafından oynanan bir oyundur. Bayanlar oyunu görülebilecek bir yerden seyredebilir.

Oyunun oynanabilmesi için geniş, boş ve düz bir zemin gereklidir. Oyun oynanacak alan geniş bir çember şeklinde çizilir veya bir ip çekilir. Oyuncuların rahat oynayabilmesi ve karışıklılığı önlemek için halkın belirlenen bu sınırı, çizgiyi geçmemesi gerekir. Alanın tam ortasına kesilen çam odunları konur ve yakılarak ateşin etrafa ışık vermesi sağlanır. Çam ağacının kullanılmasının sebebi, çamda bulunan çıranın daha hızlı yanması ve etrafa ışık vermesidir.

Sinsin oyununda belirli bir oyuncu sayısı yoktur. Herkes katılabilir. Oyunu oynayan oyuncu davul zurna eşliğinde yanan ateşin etrafında sağ eli havada, sol eli belinde geriye doğru giderek ateşin etrafında dönmeye başlar. Dönen oyuncunun çok dikkatli olması gerekir. Devamlı olarak sağını, solunu, önünü ve arkasını kontrol etmesi gerekir. Nedeni ise ateşin üzerinden atlayıp gelen başka bir oyuncu, sınırı geçmeden ona yetişirse bir iki tane vurur. Bazen ortadaki oyuncuyu yakalayan kişi ona vurmayıp sarılıp öperek centilmenlik yapar. Fakat ortadaki oyuncu dışarıdan geleni fark edip çizgiyi geçerse, ortadaki oyuncu kurtulur ve ona vurmak isteyen kişi ateşin etrafında dönmeye başlar. Bu oyun köyler arasında oynanıyorsa oyun kız tarafında, yani kızın köyünde oynanır. Böylece güzel bir kaynaşma ortama çıkarsa da bazen kavgayla biten oyunlar da olmaktadır. Heyecanlı ve zevkli bir oyundur.

 

Hikaye

Mahmut Çavuş ve Eşi

Köyün birinde bir aile yaşarmış. Bu ailenin sadece bir oğlu varmış adı da Mehmet Çavuşmuş. Bu oğlan büyümüş askerlik yaşına gelmiş. Mehmet Çavuşun anası bir gün kocasına "gel bu oğlan askere gitmeden evlendirelim" demiş. Kocası da kabul etmiş "Tamam, amma çocuğu ikna edelim" demiş. Karı-koca oğullarını karşılarına almışlar "Gel oğlum sen askere gitmeden seni evlendirelim" demişler. Ancak oğlan kabul etmemiş "Ben askere gitmeden evlenmem" demiş. Ancak ana ve babası kendilerine bakacak, yardım edecek, can yoldaşı olacak bir gelinleri olması gerektiğini anlatmışlar ve o kadar baskı yapmışlar ki Mehmet Çavuş kabul etmek zorunda kalmış.

Mehmet Çavuş'a köyden bir kız bulmuşlar ve evlendirmişler. Mehmet Çavuş evlendikten sonra askere gitmiş. Bu arada bir savaş olmuş ve Mehmet Çavuş bu savaşta düşmana esir düşmüş. Yirmi yıl esir kaldıktan sonra düşman elinden kurtulup köyüne dönmüş. Bu arada Mehmet Çavuş askere giderken karısı da hamileymiş ve o askerdeyken doğurmuş. Bir oğulları olmuş. Mehmet Çavuş evine döndüğünde pencereden bir bakmış ki karısının koynunda bir delikanlı yatıyor. Silahını çekmiş ve karısını tam vuracakken "ben sazımla bir iki söz söyleyeyim de işin doğrusunu öğreneyim. Eğer iş benim bildiğim gibi değilse karımı öldürmem" demiş. Almış eline sazı ve Mehmet Çavuş söylemeye başlamış:

Akşamınan kaldırsana

Kandilini yandırsana

Koynunda yatan yiğidi

N'olur bana bildirsene

 

Kadın sazın sesini duyunca uyanmış ve eline

sazı alıp :

Akşamınan kaldırmışam

Kandilimi yandırmışam

Koynumda yatan yiğidi

Ben mememden emdirmişem

 

Mehmet Çavuş:

Aşağıdan gelir tatar

Kamçısını atar tutar

Garip oğlan nerde yatar

N'olur beni al içeri

Karısı:

Aşağıdan gelir tatar

Kamçısını atar tutar

Garip oğlan handa yatar

Yolcu isen git yoluna

 

Mehmet Çavuş:

Hastayım ata binemem

Biner de geri inemem

Ay karanlık yol bulamam

N'olur beni al içeri

 

Karısı:

Hastasın ata binersin

Biner de geri inersin

Ay mehtaplı gündüz gibisin

Yolcu isen git yoluna

 

Mehmet Çavuş:

Aşağıdan gelir kervan

Dizlerimde yoktur derman

Mehmet Çavuş sana kurban

N'olur beni al içeri

 

Karısı:

Aşağıdan gelir kervan

Dizlerinde vardır derman

Kollarım yastık saçlarım yorgan

Ev senindir gir içeri

 

Masal

Güdük Tilki

Adamın biri yolda gidiyormuş. Bir teneke bulmuş, içini açmış ki bir yılan. Kutunun içindeki yılana acımış, dışarı çıkamıyor diye düşünmüş, yardım etmek için kutunun kapağını açmış ve yılanı serbest bırakmış. Yılan dışarı çıkınca kızmış: "Niye beni kutumdan çıkardın, seni sokacam." demiş. Adam amacının iyilik olduğunu, onu kurtarmak için kapağı açtığını anlatmaya çalıştıysa da bakmış olacak gibi değil:

- Gel ilk karşılaştığımız üç varlığa soralım eğer sok derlerse sokarsın, yoksa bırakırsın, demiş.

Giderken su karşı gelmiş. Yılan suya sormuş:

- Bu insanoğlunu ben sokacam, sokayım mı sokmayayım mı? demiş.

Su:

- Suçu ne adamın?" demiş.

Yılan da:

- Ben kutumda ne güzel yaşarken, kutumun kapağını açtı ve beni dışarı çıkardı, demiş.

Su:

- İnsanoğlu değil mi, gelir beni içer, elini yüzünü yıkar, döner bir de tükürür, sok gitsin, demiş. Yola düşmüşler, giderken bu sefer de bir ayıya rastlamışlar. Ayıya durumu anlatmışlar Ayı:

- Hiçbir suçum yokken, etim yenmez, derim para etmez iken beni vurmak için sıraya geçerler. İnsanoğlu değil mi sok gitsin, demiş.

Üçüncü olarak da tilki karşı gelmiş. Adamın son şansıymış eğer tilki de sok derse yılan kendisini sokup öldürecek. Tilki hilakardır ya adam hem bundan yararlanmak istemiş hem de işi şansa bırakmamak için tilkiye gizlice işaret etmiş, üç parmağını göstermiş. Yılan bu sefer tilkiye sormuş sorusunu. Tilki:

- Adamın suçu nedir? demiş.

Yılan da:

- Beni kutumdan çıkardı, demiş.

Tilki:

- Hani kutun nerede? demiş.

Kutuyu göstermişler. Tilki kutuyu eline almış, bakmış.

- Sen bu kutuya sığmazsın, gir de bir deneyelim bakalım, sığıyor musun? demiş.

Yılan kutuya girmiş, kuyruğu dışarıda kalmış. Tilki:

- Kuyruğunu da içine sok, demiş.

Yılan tamamen kutuya girince tilki vurmuş kutuya ve yılanı öldürmüş.

Adama dönmüş ver üç tavuğumu, demiş. Adam dur getireyim demiş. Az sonra elinde bir torba ile gelmiş. Tilkiye dönerek:

- Tek tek mi bırakayım, hepsini birden mi bırakayım, demiş.

Tilki:

- Hepsini bir bırak ben toplarım, demiş.

Adam torbayı boşaltmış ama torbadan üç köpek çıkmış. Tilki kaçmış, köpekler kovalamış, sonunda mağarada sıkıştırmışlar. Köpekler tilkinin kuyruğunu koparmışlar.

Tilki köpeklerden kurtulmuş ama kuyruğu koptuğu için arkadaşları tilkiye "Güdük Tilki" demeye başlamışlar.

Tilki ne yapsam da güdük tilkilikten kurtulsam, dedirtmesem diye düşünürken aklına bir fikir gelmiş. Arkadaşlarına:

- Bir ağaç biliyorum çok güzel armutları var, gelin oraya gidelim, armut çalalım, demiş.

Beraber gitmişler armut bahçesine. Arkadaşları sormuş:

- Ya sahibi gelirse ne yaparız?

Güdük Tilki de:

- Ben ağaca çıkayım siz aşağıda bekleyin, sahibi gelirse siz kaçın, ben de ağaçtan atlar kaçarım, demiş.

Onlar da kabul etmişler. Güdük Tilki tam ağaca çıkacakken:

- Ama ağacın sahibi gelince hadi siz kaçarsanız, bana haber vermezseniz ben yakalanırım. En iyisi ben sizin kuyruğunuzu bağlayayım, ben armuda çıkayım. Siz sahibi geliyor diye bana haber verince ben ağaçtan iner sizin kuyruğunuzu çözer beraber kaçarız, demiş.

Bağlamış arkadaşlarının kuyruğunu çıkmış ağaca. Ağaca çıkınca bağırmaya başlamış:

- Sahibi geliyor, kaçın, diye.

Kuyruğunu koparabilen kaçmış. Böylelikle hepsinin kuyruğu kopmuş ve hepsi de güdük tilki olmuş. 

СНПЧ А7 Тюмень, обзоры принтеров и МФУ
Aladağ Belediyesi Resmi Web Sitesi Sinanpaşa Mahallesi Necati KURMEL Cad. NO :3 ALADAĞ/ADANA Santral : 0 322 591 20 18 Faks : 0 322 591 20 06 Fen İşleri : 0 322 591 20 25 Web Tasarım :Tasarımevi